Cilalı Analog Çağı / Yavuz Arkın

Şalter yukarı!

Enerji gelmeye başlar.

Onsuz hayat düşünülebilir mi?

Parmağımızın ucunda her şey.

Bir tuşla para transferi gözle görmediğimiz elde tutamadığımız, canlı bağlantıya geçiş zoom linki alabilir miyiz, sesiniz duyuluyor, bağlantınızı kontrol edin lütfen, sıcaktan kavruluyoruz, birisi klimayı en düşüğe alabilir mi, üşüyen mi var bu sıcakta, dört duvar arasında cennet simülasyonu. Yetiş ya Yapay Zekâ! Sana bıraktık kendimizi, yorma bizi tuşlaya tuşlaya parmaklar bitkin.

Nefes alıp vermemiz bile dijital olacak bu gidişle!

Şalter aşağı!

Enerji gider.

Parmağınızın ucundaki her şey kaybolmaya başlar.

Tuşlara istediğiniz kadar basın; para transferi yapmanız imkânsız. Telefonlar çöpe, peki ya iletişim? Ancak en yakınızdakiyle, ev yerine komşu almadınız mı yoksa. Sıcaklar geri geldi peki ya klimalar; imkânsız. Yelpaze almaya en yakın mağazaya, yazarkasamız devre dışı, kredi kartı kabul edemiyoruz üzgünüz sadece nakit, fiş mi sadece fatura üzgünüz. Zekanın yapayı aranıyor, uslu uslu enerjinin gelmesini bekliyor olmalı, belki bir yerlerde bunun için dijital duaya başlamıştır. Tuşlara basamıyoruz; tuş olduk.

Welcome to Digital Kıyamet

Saydam hayatlarımız vardı, var olmadığı gibi varmış gibi görünen, hayalet Casper’ın iyi niyetli kardeşleriydik. Görünür olmanın zamanı, yumurtadan, kozadan, dört duvar arasından anne rahminden çıkar gibi acılı bir çıkış. Işıl ışıl bir dünyadan mum ışıklarının süslediği romantik bir hayata merhaba. Kısa bir mola veren evrimin devrimi sahne alıyor. Paralarımız ceplerimizde hem hissediyoruz hem de çıkartıp çıkartıp kokluyoruz, var olmanın dayanılmaz ağırlığı. Bunlarla komşu mu alsak arkadaş mı sevgili mi; Pazar yeri neresi?

Dijital kıyametten cilalı analoğa çağa geçiş; cehennem mi bol alevli cennet mi? Çıplaklığın bebek adımları, şişe çevirmeden şişeye girmek. Ovalaya ovalaya cin çık cin çık, çıkmazsa ne para var ne de dilek, gökten düşen elmalar için Newton çoktan seramik kupa oldu ofisin bir köşesinde.

Enerjiyi kaybettik ne gökyüzünün efendisiyiz ne denizlerin hâkimi, kendimizin kölesiyiz artık. Çıkış kapısı göründü; toprağı ek, kentlerden uzak dur, glütensiz beslen.

Yukarı