Dünyadan Bütün Canlılara / GÜNEBAKAN 20 / Yaşar Ercan
18 Aralık 2024
Dünyadan bütün canlılara bir iletişim kanalı olmalı. Sesle sözle işaretle telepatiyle bakışla yakarışla düşünceyle hisle dokunulabilecek her şeyin kalbine dokunmalı.
19 Aralık 2024
Günlerim derin bir hiçlik içinde geçiyor. Herhangi bir şeye kafa yormadan hayattan kaçarak yaşamaya çalışıyorum. Her sene yılın bu dönemine denk gelen zaman diliminde zihinsel yorgunluğum baskın geliyor. Zaman daha hızlı akıyor. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Okumak, yazmak, yürümek, gezmek, sohbet etmek hepsi çok uzak eylemler. Ancak buna rağmen Gabriel Garcia Marquez’in ölümsüz yapıtı Yüzyıllık Yalnızlık’tan uyarlanan sekiz bölümlük dizi filmi izledim. Güney Amerikalıların yaşamlarının her ânında yaşadıkları duygusal yoğunlukların göstermeci bir berraklıkla yansıtılması bizdeki içe atma, üstünü kapatma kötücüllüğünün ne gereksiz bir huy olduğunu anımsattı. Sabretmekle alışkanlık etmeyi birbirine karıştırdığımız birçok konuda elimizde dönüşü olmayan kayıp zamandan başka hiçbir şey kalmıyor. Ömür geçiyor oysa. En yakınlarımıza bile dürüst olup içten duygularımızı, düşüncelerimizi, istek ve şikayetlerimizi dillendiremiyoruz. Böylesi otonom bir kültürde iyiye dair şeyler çok zor şartlarda yeşermeye çalışıyor. Betonun ortasından çıkan karahindiba nasıl şaşkınlık tebessümü yaratıyorsa yüzümüzde iyiye dair her girişimi de aynı şaşkınlıkla izliyorum. Kendimiz yaşayamadığımız gibi başkasını da yaşatmak istemiyoruz. Koca bir kazanda uygulanan yengeç deneyindeyiz sanki. Büyük bir hüzün. Yüzyıllık Yalnızlık tadında bir kitap bu topraklarda yazılamaz ama yaşanabilir.
20 Aralık 2024
Özdemir Asaf r harfini söyleyemediğini izlediğim videolarından biliyordum fakat bir taksiciyle arasında geçen diyaloğu yeni öğrendim. Asaf bir gün taksiye binmiş. “Kayaköy’e lütfen” diyecekken taksici “Buyyun neyeye gidiyoyuz?” diye sormuş. Asaf, taksicinin de kendisi gibi r’leri söyleyemediğini fark edince taksici kendisiyle alay edildiğini düşünmesin diye Karaköy yerine Eminönü demiş. Asaf’ın bu incelikli tavrı uzaktan uzağa “Neyi kaybettiğini hatırla” diye sesleniyor bana. Yalnız şiir yazmakla şair olunmuyor.
24 Aralık 2024
90’larda ev telefonları hane halkı için hususi ve umumi iletişimin zirvesinde yer alıyordu. Bununla birlikte uzaktaki dost ve akrabaların hatırları mektupla sorularak hâllerinin nice olduğundan haber almak değerliydi. Yazılı ve sözlü iletişim seçeneklerinin geçiş dönemindeki nesneler zaman içerisinde değişirken yerlerine mutlaka yeni bir nesne koyuyorlar. İletişim dur durak bilmeden alabildiğine ilerliyor. İletişim aygıtları zamana karşı yarışıyor. Hatta zamanı geride bırakanlar da var ancak ne yazık ki insanın yaşamı algılayış biçimi henüz buna uyum sağlayamıyor. İletişim kurmak dünyanın en rahat eylemi oldu. Buna karşın insan ilişkileri sıcaklığını yitiriyor. İnsanı tanıdıkça insandan kaçıyoruz. Tanıştığımıza hiç memnun değiliz.
Tam da böyle bir zamanda Çocuk Bahçesinde buluştuğumuz birkaç arkadaşla çay içtikten sonra tozlu camında birkaç kitap duran bir dükkân ilgimizi çekiyor. Kafamı kaldırıp tabelasını okuyorum: Yeryüzü Sahaf. Burada bir sahafın olması mı daha garip geliyor yoksa hâlâ sahaflık yapan birilerinin olması mı anlayamadan kapıdan içeri giriyoruz. Sıra sıra dizilmiş çelik raflarda yüzlerce kitap bizi karşılıyor. Tabii bir de Mustafa Amca. Tanışıyoruz. İlk izlenim pek sıcak olmasa da daha sonra burayı tekrar tekrar ziyaret ede ede Mustafa Amcayla dostluk kuruyoruz. Özellikle akşamın ilk saatlerinde, bölge insanının tamamen evine çekildiğinde ıssızlaşan Uzunoluk Caddesinin sessizliğe büründüğü o güzel vakitlerde kitapların dünyasına dalıyor, çaylarımızı yudumluyoruz. Günler geçiyor, kütüphanemiz sahafa gelen nadir kitaplardan nasipleniyor, kitaplarla iletişimimiz artıyor. Sahaf dükkânı sohbet alanımız oluyor.
Hem okuyor hem de yazıyoruz. Dergi çıkarıyoruz. Yeni yayımlanan kitapları inceliyor, eleştirel gözlemlerimizi ortaya döküyor, ufak çaplı tartışıyoruz. Bu tartışmalar sonucunda yeni şeyler öğreniyor, farklı bir pencereden bakmayı deniyor, soluklanacak yeni bir havayla tanışıyoruz. Yeri geliyor gündelik politika yeri geliyor edebiyat dünyasındaki son durum yeri geliyor kitapların zamandaki yolculuğu konumuz oluyor. Zamanda kaybolan bir yere düştüğümüzü fark etsek de bundan şikâyet etmiyoruz. Aksine dilimizin bağı iyiden iyiye çözülüyor, kendimizi rahatlamış hissediyoruz. Konuşmanın insanı rahatlatan gizemli bir eylem olduğunu idrak ediyor, konuşmanın da içini doldurmaya çalışıyoruz. Konuştuğumuz şeyler vaktimizi değerli kılmalı. Yirmi metrekarelik bir dükkânda dipsiz bir dünya kuruyoruz. Kitaplarla birlikteliğimiz onlar hakkında bilmemiz gereken şeyleri çoğaltıyor. Kitaplar bizi içine çekiyor. Sahaf dükkânı yaşam alanımız oluyor.
Bir gece ansızın her şey değişiyor. Deprem şehri başımıza yıkıyor. Kitaplar beton molozların arasında. Rafların yerinde yeller esiyor. Yeryüzü Sahaf’a son kez bakıyoruz. Aylar geçiyor, Yeryüzü Sahaf’a daha önce yolu düşenler onu yeniden görmek istiyorlar. Ziyaret ettikleri alan artık koca bir boşluk. Şehrin kalbinde koca bir delik. Üzülüyorlar. Ah vah keşke tüh. Sonra hayatlarına devam ediyorlar. Her şey olağan akışında sürüyor. Bense bir dönem sıklaşan Yeryüzü Sahaf’tan kalan boş araziye bakmayı bırakıyorum. Artık Çocuk Bahçesine yolum düşmüyor. O günleri çok arasam da aradığımız sahafa şu anda ulaşılamıyor.


