
Ahmet Erhan, Şiirinde “Ölümyaşam” Denklemini Hangi Şehirde ve Nasıl Kurar?
Evet. Ahmet Erhan’ın şiiri üzerince çok şey söylendi, şüphe yok ki söylenmeye de devam edecek. Ancak Ahmet Erhan’ın şiiriyle ilgili kim ne söylerse söylesin, şiirine kim hangi kuramsal düşünceler ışığında bakarsa baksın, şiirlerinde bahsettiği şehirlerden ayrı değerlendirilme yapılması onu eksik algılamamıza yol açar. Bu anlamda Ahmet Erhan’ın şiirleri sinestezik (duyum ikiliği) bir çağrışımla ele alındığını bu aritmetikte rahatlıkla görebiliriz. Çünkü hayatı boyunca ürettiklerinin tümüne kuşbakışı açısıyla bakıldığında mutlaka her şiirinde ilinti kurduğu şehirler çok önemli yer tutar. Anlaşılır ki şiirlerinin toplamı olarak Ahmet Erhan’ın varacağı nokta şehirlerdeki sayrılıklarla dolu bir hayatla bir şair düşüncesinin birleşerek ortaya çıkaracağı nihilist aritmetiğidir. Ki şu ana kadar bu aritmetik hep görmezden gelinmiştir.
Ahmet Erhan da her ne kadar, “- Ben aritmetiği sevmem laf aramızda” ([1]) dese de şiir sanatının bir aritmetiği vardır. Bu aritmetiğinin formülünü,
“Hiçlikte buluşalım sevgilim, oturup konuşalım
Dört yanımız dizboyu insan
Yağmurdan bile usanalım
Yağmurla sevişirken
Bende inanmaların çağı geçti
Sende sanki ilkbahar
Bizimkisi karşıtların birliği
Böyle sevgili olunur herhal
Nihilist bir otobiyografi
Buldum iç cebime astım
Ben de bir kelimeyim ölümün darağacında
Türkiye benim yurdum” ([2])
“Ve keçeuçlu bir kalemle yazıyorlar:
Doğacak çocuğuna ad düşünen nihilizm
Sabahın alacakaranlığında bir uçurumun önünde bekleyen dirim
Sana artık Ahmet Erhan diyorlar” ([3])
“Devletten onaylı belgelerle intihar ediyorum
Süperstar bir nihilizm ikide bir göz kırpıyor
Oysa ben onun bildiği şairlerden değilim
Şeytanım Sheraton’da konyak yudumluyor” ([4]) ,
dizelerinde görüldüğü gibi nihilizm üzerinde kurarken alıntı yaptığı şu epigramda bile kendini çok net ele verir:
“Ve yaşam yalnızca rüzgâr, yalnızca gökyüzü,
Yalnızca yapraklar ve yalnızca bir hiç değil mi? Cesare Pavese.” ([5])
Aritmetiği diyorum çünkü ona ölümü çağıran şehirlerdir ve onun ontolojik denklemidir, bu şehirlerde yaşayan insanlar da onun simgesidir. Böylesine kesin bir yargıya varmak, yayımlanan ve 1143 sayfa tutan toplam 534 şiirini([6]) oluşturan 25 bin dizeyi tek tek dikkatle okumak, şiirlerinde geçen şehirlerin nesnel karşılığını bulmak, “Ölüm ve Yaşam” sözcüğüyle kıyaslamakla mümkündür ancak. Bu aritmetiği iyice içselleştirmek için öncelikle Ahmet Erhan’ın “Ölüm ve Yaşam” kavramını nasıl ele aldığını anlamak gerek:
“Anımsamak istiyorum, şimdi, yalnızca anımsamak. Aklım tekmelenmiş bir sokak köpeği gibi uzun uzun uluyor. Bunun için ölümden böylesine çok söz etmek durumunda kalıyorum ve öylesine yaşamla doluyum ki, bir tek anının, bir tek yüzün, gülüşün bile ölmesini aklım almıyor. Yaşamım ölümün elinden kurtarılacak şeylerin toplamına dönüştü.”
ve “Sözcüklere yaşamölüm diye yeni bir kavram ekledim.”([7])
Ahmet Erhan nihilist görüşünü “yaşamölüm” kavramını üzerinden inşa ederken temel attığı yer, şehirlerdir. Şehirler, onun çatışmalarıyla ve çelişkileriyle savaştığı alandır. Bu çabanın şiire daha değişik boyutta bakmasını mümkün kıldığını bilen Ahmet Erhan’ın aynı zamanda radikal bir kalkışma kararının sözcüklerinde kılgısal (uygulamalı) karşılığıdır, elbette. Bu çok önemli bir tavırdır. Kendisini yaşadığı coğrafyaya ve üzerinde yaşanan ne varsa onunla özdeş tutmaya varan şartlı bir perspektiften bakan bir şairin hezeyanı, aynı zamanda özgünlüğüdür de, bu. Evet, şehir yalnızlığı yani onun için ölümü çağırandan başka şey değildir, ancak ölüm de onda yaşamın ta kendisidir. Daha başka bir ifadeyle söyleyelim, ‘Ölüm-Yaşam Çelişkisi’ denklemini ancak yaşadığı şehirle kurar. Gerçekte şiirlerinin tümünde beş yüz kırk dokuz kez kullandığı ve hep göze batan “Ölüm” sözcüğüyle birlikte şehir kavramı, Ahmet Erhan şiirinin estetiğinin en belirgin semiyotik ilişkisidir.
Ahmet Erhan bu ülkede bu ülkenin şehirlerinde yaşayan insanların farkında olmadan nasıl yaşadığının farkına varmış, onların duymadığı acıyı kendisi duymuştur. Ama duyumsama bir şairin en belirgin tavrından ötedir. Bu o kadar yoğundur ki, kendisini eleştirmek için pusuda bekleyenlere bir davetiye çıkarmıştır. Bu davetiye, neredeyse bir psikolojik sorun olarak nitelendirilen kişinin kendini kurban olarak algılanması demek olan Mağduriyet Psikolojisi (victimization) olarak tanımlanmasına varabilecek kadar şaşaalıdır. . Ahmet Erhan’ın hiçliğin şehirlerin değil şehirlerin hiçliğin peşinden sürüklendiğini kendine has bir tavır geliştirerek ifade etmesi, onun şair sezgisinin en güçlü kanıtıdır. Bu kendisine yöneltilen eleştirilere verdiği en büyük yanıttır. Şehirdeki insan yalnızdır. Bu da ölüm demektir, zaten. Yani Ahmet Erhan, ölümsever değildir ancak yaşamdaki gerçeği de görmezden gelmez.
“Sana artık Ahmet Erhan diyorlar
Yalnızlık ölümün üvey kardeşi” ( [8])
dediği gibi yalnızlık ölümün üvey kardeşidir. Yani Ahmet Erhan da ölüm kavramı bir içsel tutku değil, onda bir şairin olması gerektiği gibi kötü ve anlamsız bir yaşama muhalifliğini anlatmaya yarayan dışrak kavramdır.
Evet, Ahmet Erhan’a yönelik eleştirilerin odağında “ölüm” sözcüğü yatmaktadır ve bu sözcük siyasi eleştirilerle yüzleşmesine de neden olur. Benim can ciğer dostum ölümsüz Adnan Satıcı, Edebiyat ve Eleştiri Dergisi’nin 17. sayısında bu durumu bakın nasıl açıklıyor:
“İlk şiir kitabı Alacakaranlıktaki Ülke ile hayli yaygın bir ilgiyle karşılanan Ahmet Erhan’ın iki başat özelliğini vurgulayarak başlamak istiyorum. Birincisi içtenlikli bir yalınlık diye adlandırabileceğimiz söyleşiyle kuşağının diğer adlarından ayrılması; ikincisi aykırı-muhalif tavrı. Daha açık söylemek gerekirse, uçlardaki duyuşuna, sıradan bir elbise giydirilmiştir. Burada şaşırtıcı olan, dilindeki yalınlığa, söyleyişindeki içtenliğe karşın, yeterince doğru kavranamamış olmasıdır. Daha acısı, ne söylediyse aleyhine delil olarak kullanılmıştır.
Sözgelimi, Alacakaranlıktaki Ülke’de topladığı şiirleriyle kutsal yaşama hakkını savunduğunu düşünürken, karamsar, kötümser, ölümsever bir şair tanımıyla antolojilere geçti. Yine 80 öncesinde ancak ölerek dünyayı değiştirebileceğini düşünen arkadaşlarına içerden (toplumcu)bir itiraz geliştirdiğini düşünürken, bireyci suçlamasıyla yüz yüze geldi. Bugünden o yıllara bakılınca, Ahmet Erhan’ın Alacakaranlıktaki Ülke’de seslendirdiği itirazı anlaşılır bulmaya, Ahmet Erhan’ın şiirine yönelik haksızlığı gidermeye yetmiyor. Oysa o, yaşanana ilişkin saptaması, neredeyse o an’a denk düşen bir süreçte yaparak önem kazanmıştı. Özgün yanı da buydu. Bu da gözden kaçırıldı.
Ahmet Erhan şiirine toplumcu cepheden yöneltilen eleştiri, yalnızca kavrayış eksikliğinden kaynaklanmıyordu. En önemlisi, Alacakaranlıktaki Ülke, belki yazılma yılı olarak değil ama yayımlanma yılı olarak gecikmiş bir kitaptı. Kitabın yayımlanma tarihi, Eylül balyozunun ülke omurgasına inme tarihinden hemen sonra rastlıyordu. (Mart 1981) ki, artık devrimciler darağaçlarında sıranın kendilerine gelmesini beklemeye başlamışlardı bile. Dolayısıyla bu kitabın işlevi, yaşanana ilişkin bir uyarı olmaktan çok, geçmişe yönelik bir yargılamaya dönüştürüldü. Devrimci pratiği kargışlayarak, faşizme ulanmak isteyenler, bu şiiri mal bulmuş mağribi gibi sarıldılar. Bu oldukça içten, üstelik içerden gelen itirazı, sağa evrilmenin dayanağı olarak kullandılar. Toplumcu cephenin tutum takınmasında, iyi niyetli bir girişimin kötüye kullanılmasının da etkisi olmuştur.
Bugün artık bunlar üzerinde durmak gereksizmiş gibi görünebilir. Ancak, “Ölümü yenmek için yazıyorum”dan, “Yaşamdan başka ölüm yoktur”a uzanan süreci açıklarken, yukarıda sözü edilen yanlış anlaşılmayı hesaba katmak zorundayız.”
Bu kadar uzun alıntı yapmamın nedeni, Ahmet Erhan’ın şiir aritmetiğinin nelere yol açtığını, kendisine ne bedeller ödettirdiğine daha yakından bakmayı gerektiği söylemek içindir, elbette. Evet, Ahmet Erhan’a yönelik eleştirilerin tümü de şehirleri birer mezar taşı olarak görmesi üzerine sanılabilir([9]). Ama değildir. Ahmet Erhan’ın 90’lı yılların sonunda İşçi Partisi’ne üye olması ve Doğu Perinçek’e ([10]) de şiir yazan şair olması aslında onu günümüze kadar doğru yorumlanmasını da engeller. Bu durum, Ahmet Erhan’a uzak durulmasının öncü gerekçelerden biri olarak gösterilir ve işin ilginç yanı bu gerekçenin hala geçerli olmasıdır. Ama bu gerekçe Adnan Satıcı’nın dediği gibi ülkenin o siyasi ortamında geçerliydi ve Alacakaranlıktaki Ülke kitabı üzerinden yapılması büyük haksızlıktı. Ahmet Erhan’ın yaşadığı dönemin konjonktürünün etkisi ve siyasal düşüncesinin çelişkili hallerinin katkısı olduğu göz ardı edildiğini düşünüyorum. Eğer Ahmet Erhan’ın tüm şiirleri okunsa ve öyle değerlendirilseydi onun şair kişiliğindeki dönüşümü, edebiyattaki duruş yerinin neresi olduğu daha iyi anlaşılabilirdi. İşte tam da bu noktada,
“Kötü şiirler kadar yalnızım bu gece
Odamın tavanına yapıştırdığım dünya haritası bile beni avutmuyor
Vicdanım sızlamaktan yoruldu, gidip The Marmara’da üç beş tek atsam
Kürt realitesini kabul etsem artık ve adam gibi Türkçe bir şiir yazsam
Şırnak, haritadan jiletle oyulmuş gibi sessizce kanıyor” ([11])
***
“Silvan’dan yeni gelmiş kadar mağrur ve Kürt
Tiner! Onu ölüme kelepçelediler ”([12])
***
“ -1-
Sevgili ülke
Konuştukça dilim acıyor
Kulaklarım yanıyor sustukça
Dicle ve Fırat
Aynı gövdeye saplanan
Fırat ve Dicle
Ayrı gövdeyi yakan
İki bıçak oluyor
Sevgili Ülke
Bombalanmış
Bir ‘milli park’ ilan ediliyor
Kavuşan ne
Ve nedir ayrılan
Sözcükler ağzımda yalnızca bir hece
Olarak kalıyor
Ey beni boğan acı
Helâlleştim bugün
Ölümümle…” ([13])
gibi bir çok dizelerini yazan Ahmet Erhan’ın şehirler üzerinde yorumlanmamasından dolayı onu yeterince kavranmadığını söylemek yerinde olur.
Evet, anlatmaya çalıştığım Ahmet Erhan’ın şiir aritmetiğin denkleminde şehirlerin ne kadar çok önemli önemli kilit rol oynadığıdır. Ahmet Erhan şiirlerinde ülke, kent ve mekân ilişkisinin yazınsal kişiliğine etkisi ontolojik ve felsefi yapıdan bu anlamda vazgeçilmezdir. Ahmet Erhan, şiirinin ontolojik ve felsefi yapısını ölüm ve yaşam ikilemi üzerine kurduğu için ülkelerin, kentlerin ve mekânların asla birebir tasvirini yapmaz. Her kente ve mekâna aynı muameleyi yapar, aslında. Adriyatik’ten Çin’e, Ruanda’dan Rusya’ya, Vietnam’dan İsveç e, kadar, bütün ülkeler Türkiye dâhil Akdeniz’dir. ( [14]) bütün kentler ve mutlak dönüş yapılacak kent Ankara’dır (Şehir adlı şiiri.[15]), bütün mekânlar Bayındır Sokak’taki ve şiirde de bir kuşağın oluşmasına yol açacak “Büyük Express” (Büyük Express Kuşağı’na adlı şiiri [16] ) birahanesidir. Kent ve mekânlar üzerinden kendi semantiğine katkı sunmayı şehirlerin isimlerini vererek yapar. Öyle ki Mersin üzerine zincir bir şiir yazar. ([17]) Bu aslında onun bir anlamda doğuşunun ve bilincinin oluşturmasının belgesidir. “Yok. Küçük Asya’dayım. Ninem Rum. Dedim Yüzbaşı.”([18]) diyerek manifestosunu tamamlar. Bu manifestoya son noktayı, kendisinden bekleniyormuş gibi koyar.
Son söz.
Rahatlıkla ve inanarak söyleyebilirim ki, Ahmet Erhan yaşadığı şehir neresi olursa olsun o hep
“Dangalaklar, fay hatları çoktan kırıldı kalbimin doğusunda
Kalbim kaldıysa…” ([19])
diyerek aslında bu coğrafyanın yanlış bir coğrafya ve bu coğrafyada ölüm ve yaşam manzumesinin bir tradegyası olduğunu anlatır.
Bize düşen bu nihilist şifrelerle örülü aritmetiği iyi anlamak, bu kadar.([20])
([1]) – Ahmet Erhan. Bütün Şiirleri. Burada Gömülüdür ( 2. Cilt). “İnsan İlişkileri” başlıklı şiir. Sayfa 371. Kırmızı Kedi Yayınları. 2014, İstanbul.
([2])- Ahmet Erhan. Bütün Şiirleri. Burada Gömülüdür ( 1. Cilt). “Buluşma” başlıklı şiir. Sayfa 551. Kırmızı Kedi Yayınları. 2014, İstanbul.
([3]) – a.g.e.– 1.Cilt. “Otobiyografi” başlıklı şiir. Sayfa 391.
([4]) – a.g.e.– 2. Cilt. “Çağdaş Yenilgiler Ansiklopedisi” başlıklı şiir. Sayfa 139.
([5])- a.g.e. – 2.Cilt. Turuncu Defter. Sayfa 100.
([6])- a.g.e.– ( 1 ve 2 Cilt). Kırmızı Kedi Yayınları. 2014, İstanbul.
([7])- a.g.e. 2.Cilt. Turuncu Defter. “13 ve 17 ” başlıklı bölüm. Sayfa 116 ve 120.
([8])-a.g.e.– 1.Cilt. “Otobiyografi” başlıklı şiir. Sayfa 389-391
([9])-a.g.e.– 1.Cilt. “Ortakpazar” başlıklı şiir. Sayfa 507.
([10])- a.g.e.– 2.Cilt. “Ayaza Vurdu Gece” başlıklı şiir. Sayfa 290.
([11])- a.g.e.– 2. Cilt. “Çağdaş yenilgiler Ansiklopedisi” başlıklı şiir. Sayfa 145.
([12])- a.g.e.– 2.Cilt. “Tiner” başlıklı şiir. Sayfa 248.
([13])- a.g.e.– 2.Cilt. “Sevgili Ülke” başlıklı şiir. Sayfa 154.
([14])-a.g.e.– 1.Cilt. “Mersin 1” başlıklı şiir. Sayfa 464
([15])- a.g.e. – 2.Cilt. Sayfa. 422
([16]) – a.g.e. – 2.Cilt. Sayfa. 391
([17])- a.g.e.– 1.Cilt. “Mersin 1-2-3-4-5-6” başlıklı şiir. Sayfa 453-484.
([18])- a.g.e.– 1.Cilt. “At Avrat Silah” başlıklı şiir. Sayfa 534.
([19])- a.g.e.– 2.Cilt. “Yanlış Coğrafya-1” başlıklı şiir. Sayfa 524.
([20])- Bu yazı, Şair Ahmet Erhan’ı anma amacıyla “Ahmet Erhan İzleğinde Şehir” etkinliğinde sunduğum bildiridir.

