Bir Direniş Sembolü Olarak Kedi / Buket Uzuner
Kediler değil. Hiç de bile değil. Dünyayı Milat’tan çok öncesinden beri hep ve tamamen erkekler yönetiyor. Dünyadaki bütün şehirleri erkekler kuruyor, başka şehirleri fethetmek için planları da onlar yapıyor. Sonra işgale gidecek veya gelecek erkek ordulara karşı savunmak için silahlar, bombalar icat ediyor ve bu kadar koşturup, didinmenin üstüne bir de dünya tarihini de onlar yazıyorlar. Binlerce yıldır derebeyleri, hanlar, krallar, kumandanlar, generaller, sultanlar, vezirler, nâzırlar, papazlar, papalar, şeyhler, hocalar, imamlar, hahamlar ve mimarlarla tarihçiler hep ama hep erkek. Bıktınız mı bu erkek muhabbetinden? Peki, tamam, kedi konusuna bağlıyorum şimdi.
İşte dünyayı yönetmek adına kadınlar, çocuklar, hayvanlar ve bitkiler dâhil tüm canlıları binlerce yıldır kana bulayan bu çok “önemli adamlar”ın tarihe iz bırakmak için yaptırdıkları resim ve çektirdikleri fotoğraflara dikkatle bakarsanız, bunların ortak yanlarından biri olarak hiçbirinde kedi olmadığını göreceksiniz. Şimdi bunun ne ilgisi var mı diyorsunuz? Olmaz mı? Çünkü evcil hayvanlarla resmi yapılmış veya fotoğrafı çekilmiş iktidarlı erkekler daima at veya köpeği tercih etmiş, olanak bulanlarsa -elbette daha iri, vahşi ve saldırgan imgesi olan aslan, kaplan, fil veya kurt ile iktidarlarını özdeşleştirmişlerdir. Çünkü kedi küçük, bağımsız, dikbaşlı, meraklı, keyfine düşkün, doğurgan, özgüvenli, içgüdüleri çok güçlü ve dokuz canlı bir hayvandır.
Kediler, kaplanların da içinde olduğu etçil, memeli hayvanlar ailesine mensup, ancak köpeklere oranla insanlarla çok daha sonra -yaklaşık 6000 yıldır -yaşamaya başlayan muhteşem canlılar. Buluntular kedilerin ilk olarak tahıllara dadanan farelere karşı bir “fare-savar/ fare kapanı” olarak önce yük taşıyan ticaret gemilerine, sonra evlere ve çiftliklere alındığını gösteriyor. Eski bulgular 4000 yıllık Mısır tapınaklarıyken şimdi Çin köylerinde 5300 yıllık kedi fosilleri bulunmuştur. Tabii daha eski bir yeni bulguya ulaşana dek…

Doris Lessing ve kedisi
Kediler, her çağda eşsiz estetik ve tasarım harikası güzellikleri kadar, gizemli karakterleriyle de insanlar tarafından albenili bulunmuş, sanata, edebiyata, mitolojiye konu olmuştur. Bu gezegende aynı tanımla anılan bir canlı türü daha vardır: kadınlar! Yani insanın dişi olanı. Kim tarafından? İnsanın erkek olanı tarafından. Bu yüzden kediler dünyanın tüm kültürlerinde kadınlarla özdeşleştirilmiş ve aynı nedenle iktidar için gözünü ve elini kan bürümüş eril güçler asla kediyle poz vermemiştir.

Ali Arif Ersen’in objektifinden
Tomris Uyar ve kedisi Gülüver
Leonardo da Vinci gibi bir tasarım dâhisine “Bir başyapıt”, Mark Twain gibi bilgeye “Bir insan kedi seviyorsa, o insanı hiç tanımadan arkadaşım ve dostum ilan edebilirim”, edebiyatın gizemli yazarlarından Edgar Allen Poe’ya “Keşke bir kedi kadar gizemli yazabilseydim” dedirten kediler, siyaset ve din alanlarının aksine Sartre’dan Doris Lessing’e, Oktay Rifat’tan Tomris Uyar’a, Virginia Woolf’tan Nilgün Marmara’ya, Marguerite Duras’dan Nadine Gordimer’e, Sait Faik’ten Bilge Karasu’ya sanat ve düşünce dünyasında daima kabul görmüş ve çok sevilmiştir. Özellikle son yüzyılda dünyanın farklı coğrafya ve kültürlerinde yaşamış ve yaşamakta olan edebiyatçılar arasında (erkek yazarlar dâhil) kedisiz bir yazara rastlamak neredeyse olanaksız.

Nâzım Hikmet ve kedisi
Nâzım Hikmet’in “Masalların Masalı” mesela:
“Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.”
Metin Altıok sonra: “Acılarla Sorularla”
“Neden kedi seven
Bir insan
Olduğumu
Biliyorum da
Kedisiz ve sevgisiz
Getiriyorum
Yaşadığım günlerin
Yaprak döken sonunu?”
Ve Orhan Veli’nin “Ciğercinin Kedisi”
“Uyuşamayız seninle yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin kalaylı kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyaları görürsün, ben kemik
Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani;
Böyle kuyruk sallamak tanrının günü.
Cevap
-ciğercinin kedisinden sokak kedisine-
Açlıktan bahsediyorsun;
Demek ki sen komünistsin.
Demek bütün binaları yakan sensin.
İstanbul’dakileri sen
Ankara’dakileri sen…
Sen ne domuzsun, sen!”
Sonra Didem Madak: “Kedilerin Alışkanlıkları”
“Şu sardunyanın kırmızı çiçek açışına
Yetmez mi acaba ah kör olmuş bir Türk filminde ağlasam?
Ne zaman sorsam,
Anlıyorum kediler bile meğer alışmış zamana.”
Peki özellikle yazar, şair ve sanatçıların kedi tutkusunun asıl nedeni nedir?
Bence bu sorunun yanıtı çok basit: kediler yaratıcılığı, doğaüstü güçleri ve gizemi simgeler. Kedinin sahip olduğu potansiyeli asla bilemezsiniz çünkü sadece gerektiği kadarını gösterir. Kedileri evcilleştirdiğini sanan insan, dünyada hiçbir hayvanın kediler kadar dikkafalı, başına buyruk, özgürlüğüne düşkün, boyun eğmez ve tembellik hakkını doya doya kullanan canlılar olduğunu bilir, aslında içinden hem onlara saygı duyar hem de kıskanır. Kediler gururludur. İnsanların ne yaparsa yapsın üzerinde asla egemenlik kuramayacağı, minnet duygusuyla kendine bağlayamayacağı, rızasıyla köleleştiremeyeceği, ufak boyuna posuna ve sakin görünüşüne, güzelliğine, cazibesine ve muhteşem gözlerine rağmen asla başa çıkamayacağı belki de tek hayvan kedidir. Kediler gececidir, geceleri zihinleri açık ve bedenleri aktiftir. Aynı anda pek çok işi yapabilirler. Bu özelliklerin çoğu kadın zekâsı ve karakteri için de geçerlidir. Bir erkeğin kadın ruhuna en yakın olduğu alanın sanat ve edebiyat olduğu savını yinelersek, yazar ve sanatçıların da kedilere benzediğini- özellikle 30 yıldır hemen her kültürden ve yaştan yazar, şair ve sanatçıyla uluslararası toplantılarda tanışmış, arkadaşlık etmiş biri olarak bunu çok büyük rahatlıkla söyleyebilirim. Kedilere düşkünlüğümüzün bence en büyük nedeni biz yazarlara ve sanatla uğraşanlara en yakın canlılar olmasıdır. Eğer “insan sevdiğine benzer” savı doğruysa, kediseverlerin kedi karakterinde insanlar olduğunu iddia etmek çok mu absürt sizce? Ya da eğer “insan en çok nefret ettiğini benzemekten korkar” savı doğruysa, kedilerden tiksinenlerin kedi ruhunu en iyi anlayanlar olduğunu düşünmek saçma mıdır?
Öte yandan kedileri “nankörlük”le itham eden kişilerin derdi acaba bir “itaat” ve “kontrol etme arzusu” olabilir mi? Örneğin bir bilinçaltı sorunu olarak: kanla dolu rezil insanlık tarihine bakarak, insanlığı korku ve zulümle itaat kültürüne indirgeyen eril insan gücün, kedilerle tamamen aynı sıfatları kullanarak aslında başını eğmeye, kontrol etmeye ve kendi hizasına sokmaya çalıştığı bir başka canlı türü olan kadınlardan mı söz ediyorlar? Bu konuyu azıcık daha açayım: köpekler hep erkeklerle anılmış, buna karşılık kadınlar kedilerle özdeşleştirilmiş, demiştim ya, bunun bile siyasi coğrafyası var! Doğu kültüründe olumlu bir imgesi olan KEDİ tanrıya değil tanrıçaya verilen ad olmuş mesela. Antik Mısır’da Bastest adlı Kedi Tanrıça’ya tapıldığını biliyoruz. İslamiyette Hz. Muhammed’ı bir kedinin yılandan kurtardığı ve namaz kılarken cübbesinin koluna yatan kedisi Müezza’yı uyandırmamak için cübbesini kestiği söylenmesi, camilerde rahatça gezinen kedilerin sırrı olabilir. Japonların her lokantada bir kolunu sallayan ünlü Maneki Neko, yani dünyanın her yerinde karşınıza çıkan o patik sallayan kedi biblosu var ya- işte o “El Sallayan Kedi” soylu bir Japon’un hayatını kurtaran ve insanlara şans getireceğine inanılan bir kedinin hikâyesi.
Oysa Batı kültüründe kedi negatif bir imgeye sahip. Avrupa’da cadılık ve büyücülüğün temellerinin atıldığına inanılan “Celtick” bölgesinde kedinin anlamı gizli güçler ve kara büyü etkileri şeklinde yorumlanır. Kediler çok sevilmez ve bazı durumlarda kurban edilir. Bu inanışın etkisi kara kedinin uğursuzluk getirme inancını da yaygın hale getirmiştir.
Benim kedileri sadece bir direnme sembolü olarak değil, çocukluğundan beri kedilerle yaşayan, yani annesinden gelen bir kedi sevgisini kendi çocuğuna, yeğenine geçiren biri olduğumu okurlar ve dostlarım biliyorlar. İş öyle bir noktaya geldi ki, ilkokuldan beri sabahları tıpkı kediler gibi uykuya düşkün ama geceleri zihni açılıp, rahatlıkla çalışabilen bendeniz, “acaba bir sabah oğlumla kedi olarak uyansak nasıl bir hayatımız olurdu?” fikrini yıllarca çalışıp, geliştirerek “Ah Bir Kedi Olsam!” adlı bir kitap yazacak kerteye kadar götürdüm. Bakmayın çocuk kitabı diye tanıtıldığına, aslında o kitap “7 yaş üstü tüm çocuklar için uygundur.” Umarım bundan sonra kedilere bakışınız değişir, çünkü aslında hiçbir kedi sadece kedi değildir.
Editör notu: Kıymetli yazar Buket Uzuner’in “Bir Direniş Sembolü Olarak Kedi” yazısını okuyunca beni çok duygulandıran aşağıdaki gazete kupürünü anımsadım. Sizlerle bir kez daha paylaşmak istedim. (Ercan y Yılmaz)

Tomris ve Turgut Uyar’ın
kedileri Gülüver için verdikleri ilan

