Kurban / GÜNEBAKAN 16 / Yaşar Ercan
17-23 Haziran 2024
İlkokula henüz başladığım yılın ilkbaharında babamla dedemlere doğru yürüyorduk. Perşembe pazarının berisindeki zeytinliğin civarına geçici tel örgüler örülmüş, içlerine küçükbaş hayvanlar koyulmuştu. Bu kadar koyun ve keçinin bir arada sergilendiği bir yer görmemiştim. İki gün sonra bayram, dedi babam. Kurban Bayramı. Bayramın ne olduğunu biliyordum tabii ama kurbanın ne olduğu hakkında fikrim yoktu. İlk kez o yürüyüşte Hz. İbrahim’le oğlu Hz. İsmail arasında geçen diyaloğu dinledim babamdan. Gayet ciddi, sözcükleri seçerek ve şükrederek aktarıyordu bildiklerini. Gökten inen koçla İsmail’in hayatı bağışlanmış, İbrahim ise Allah’a teslimiyetini göstermişti. Ürkmüştüm. İnsan kendi oğlunu nasıl boğazlar, diye geçiriyordum çocuk kalbimden. Şükür ki gökten koç indirilmiş, erkek çocukları kurban edilmekten kurtulmuş. Çok sonraları Kuran-ı Kerim’de Sâffât suresinin ayetlerinde bu diyaloğu bizzat okudum. Mesele Tanrıyla Hz. İbrahim arasında geçen, aslında İbrahim’in kendini tanrı yoluna adadığını, kurban ettiğini gösteren bir kıssaydı. Bir çeşit sınavdı bu. Çeşitli kaynaklarda ilk kurban inancına dair kayıtlara rastladım. İnsanlığın ilk zamanlarından bu yana, sahih ya da batıl olan çeşitli inançlarda kurban var. Bana göre kurban vazgeçmektir. Vazgeçebilme yeteneğidir. Bu yeteneğe sahip kişiler kurban ibadetine namzettir. İnsan elindekinden vazgeçmekte pek cömert bir varlık değildir. Paylaşma bilinci belki bu nedenle herkese nasip olmaz. Olaya böyle bakınca kurban ibadetinin gösterişten arınmış olması elzemdir. Sokak ortasında kanı dökülen hayvanların ne eti ne kemiği ulaşır göğe. “Sizin hayvandan kaç kilo et çıktı?” sorusunun yakınından geçmez kurban ki o gün gösteriş çukuruna düşmeden pay edilmelidir hak sahiplerine. Bence hayvanlardan önce içimizdeki karartı kurban edilmelidir; iyiliğe. İyi olmaya aday olmalı, iyiye yönelmeli insan. İşte o zaman ince bir güzellik ulaşır göğe.


